5 Eki 2010

Rijkaard’a teşekkür borçluyum*


Rijkaard’a teşekkür borçluyum’

“Ben kimse arasında karşılaştırma yapmayı sevmiyorum. Herkesin bulunduğu ortamdaki şartlar neyin ne olacağını tayin eder. Guardiola ile Rijkaard çok farklı teknik adamlar. Guardiola bize daha disiplinli futbol oynatıyor. Rijkaard bugünlere gelmemde çok büyük rol sahibi. Beni o keşfedip, henüz 17 yaşında gencecik bir çocukken, A takımda oynamamı sağladı. Bu kendisi açısından bir riskti. Ama gençlere çok önem veren bir hoca ve çok iyi bir insan. Galatasaray’da kısa zaman içinde başarılı olacağına inanıyorum. Barcelona’ya geldiğinde de ilk zamanlar işler hiç de iyi gitmiyordu. Ama belli bir süre sonra futbol bilgisini ve tecrübesini ortaya koyarak, her şeyi düzeltti. Sonuçta tanımadığı bir ülke ve yeni bir kültürde çalışıyor. Galatasaray’ın ona inanması gerekiyor, başarı mutlaka gelecektir.”
‘Türkiye’de maça çıkmak isterim’
“Türk futbolu giderek kalitesini yükseltiyor. Avrupa Şampiyonası’nda yarı final oynayan Türk Milli Takımı’nın Dünya Kupası’na gidememesine şaşırdım. Gerçekten iyi futbolculardan kurulu, iyi bir takımdı ve hiçbir zaman mücadeleyi bırakmıyorlardı. Ancak futbolda her zaman inişli çıkışlı dönemler olur. Önemli olan istikrarı sağlamak. Quresma, Guti gibi yıldızların forma giymesi Türk Ligi’nin kalitesini artıracaktır. Özellikle Guti hem futbolu hem kişiliğiyle önemli bir isim. Takımı Beşiktaş’a ve Türk futboluna önemli şeyler kazandıracaktır. Türk takımlarıyla ne milli takım ne de kulüp takımında karşılaştım. Ancak Türkiye’deki maçlarda çok iyi bir futbol atmosferi oluştuğunu ve tıpkı benim ülkemdeki gibi ateşli taraftarların olduğunu biliyorum. Bir gün Türkiye’de maça çıkmak isterim.”
Arjantinli süperstar, ESM’in verdiği geleneksel Altın Ayakkabı ödülünü alırken Türkie ile ilgili bu çok özel açıklamaları yaptı.
*LİONEL MESSİ

TOZLU SAYFALARIN İLK SATIRLARI // ROGER LJUNG

1993 yılından bu yana dünyada futbol anlayışı büyük bir değişime uğradı. Bu zamana kadar en çok izlenilen spor ünvanını kaptırmadan yoluna devam ediyor. Ekonomi anlaşının değişmesi, insanların tüketim anlayışının değişmesi ve futbol kültürünün artması 93 yılındaki konumundan günümüze bir çok değişiklikle gelmiştir.

Öncelikle kulüpler şimdi çok daha güçlü. Bu güçlülük yakıştırmasını istediğiniz yerde kullanabilirsiniz. İmkanlar çok daha iyi. Futbola farklı bir anlam yükleyen 21.yüzyıl imkanları bir tek şeyi değiştiremedi. 93 yılında da mücadele eden, o sahada bulunma nedenini bilenlerin kazandığı bir oyundu. Bu durum şimdi de aynı. Çalışmayan kazanamıyor. Büyük takım küçük takım anlayışı artık neredeyse kalktı.

Futbol daha fazla gol atanın kazandığı bir oyun. Klasik bir tabir olacak ama futbolun meyvesi goldür. Gol atmak için sistemler kurulur. Oyun anlayışları hep gol atmak içindir. Yada gol attıktan sonra gol yememektir.

Bu oyunda kanat organizasyonlarının önemi istatistiklere bakıldığı zaman net bir şekilde anlaşılmaktadır. Dünyada atılan gollerin neredeyse yarısı kanatlardan gelen ataklar sonucunda olmaktadır. Hırslı, çalışkan, ne yapması gerektiği iyi bilen bir kanat oyuncusuna bu futbol anlayışında o kadar çok ihtiyaç var ki olmadığı zaman Karabük deplasmanından çıkamıyorsunuz. Mücadele eden olmadığı zaman daha kaç Karabük deplasmanından çıkamayız sorusuyla muhatap oluruz.

Şimdi bu 1993 yılı nereden çıktı diyeceksiniz. Ya da 1993 yılı neden ? Galatasaray'ın 1993/94 yılı kadrosunda bulunan bir futbolcudan bahsetmek istiyorum. Roger Ljung...

Bir sol kanat oyuncusu. İsveçli. Olması gerektiği kadar bir oyuncu. Sezonun belli bir kısmanda forma giyme şansı buldu ve macerası kısa sürdü. Galatasaray'a Admira Wacker'den gelmiştir. ''Koşmayı ve mücadele etmeyi'' oyun anlayışım bu diyerek ne denli benimsediğini göstermiştir. Geldiği takımda UEFA maçına çıktığı için Galatasaray forması ile o yıl oynanan şampiyonlar ligi maçlarında forma giyememiştir. Akıllarda en çok kalan, sezonun son maçında Bursaspor'a attığı kafa golüdür. Galatasaray bu maçtan sonra şampiyon olmuştur. Kısa macera da bir çok kimsenin beğenisi toplamıştır.Sezon sonunda Galatasaray'dan ayrılarak Almanya'nın yolunu tutmuştur. 29 yaşında aktif futbol yaşamını noktalamış ve belli bir süre sonra menejerliğe başlamıştır.

Durduk yere insanın aklına Roger Ljung gelmez değil mi ? Türkiye'de sol bek yetişmiyor ve bu sıkıntıyı yıllardır çekiyoruz. Transfer edilenler de nedense istenileni bir türlü veremiyor. Durum böyleyken sol bekin yapması gerekenleri komple yapan bir oyuncudan bahsetmek gerekirdi.

4 Eki 2010

MEHMET TOPAL NEDEN YOK ?

Kazakistan ve Belçika maçlarından önce ve sonra da yazıldı çizildi. Onlarca kelime döküldü her bir kesimin ağzında. Kimisi haklı dedi kimizi haksız. Kimi oyun sistemi bunu gerektiriyor dedi, kimisi bu kadroyu nasıl seçiyorlar dedi ve Milli takım kurmaylarını eleştirdi.

Yanılmıyorsam Belçika maçı öncesi Hiddink bir tv programında katılmış ve şunları söylemişti;

"Kadroya çağırdığım isimlere girmek istemiyorum ama Türkiye'de bu sorunla yüzleşmek zorundayım.Eleştiriler sürekli oluyor. Ama beni endişelendiren oyuncularımın sürekli oynamaması... Her oyuncumun takımlarında oynamasını istiyorum. Kendi takımlarında oynamadıkları söylenen oyuncular sezon öncesi kampta hazırlandılar, ilk 3 haftada oynamadılar. Ancak Almanya mçına yaklaştığımızda aynı oyuncular yine oynamamaya devam ederlerse problem yaşarız. Çünkü maç ritmini yakalamaları gerekiyor."

Şimdi Almanya maçı öncesi davet edilen kadroya bakalım;

Kaleciler: Volkan Demirel (Fenerbahçe), Hakan Arıkan, Cenk Gönen (Beşiktaş), Onur Recep Kıvrak (Trabzonspor)
Defans: Gökhan Gönül (Fenerbahçe), Sabri Sarıoğlu, Servet Çetin, Hakan Kadir Balta (Galatasaray), Ömer Erdoğan (Bursaspor), İbrahim Toraman, İsmail Köybaşı (Beşiktaş), Ceyhun Gülselam (Trabzonspor)
Orta saha: Hamit Altıntop (Bayern Münih), Mehmet Aurelio, Necip Uysal (Beşiktaş), Selçuk Şahin, Emre Belözoğlu, Özer Hurmacı (Fenerbahçe), Nuri Şahin (Borussia Dortmund), Selçuk İnan (Trabzonspor), Arda Turan (Galatasaray)
İleri uç: Tuncay Şanlı (Stoke City), Halil Altıntop (Eintracht Frankfurt), Semih Şentürk (Fenerbahçe), Mevlüt Erdinç (Paris Saint Germain), Nihat Kahveci (Beşiktaş), Sercan Yıldırım (Bursaspor)

Takımlarında doğru düzgün forma şansı bulamayan ve sakatlıktan yeni çıkmış bir çok oyuncu var. Hiddink bu durumdan şikayetçiydi ve Almanya maçı öncesi bu durum yine böyle olursa başka tercihlerde bulunacağını söylemişti. Fakat başka tercihleri yine göremedik. Hani hep aynı örnekler veriliyor, aynı futbolcu isimleri telaffuz ediliyor ya, neden çağrılmıyor deniliyor ya haklılar da ondan.

Mehmet Topal,Volkan Şen...

Volkan Şen'in bu yıl oynadığı futbol ortada. Gözümüzün önünde onu görememek diyorum artık ben nasıl oluyor anlamak çok zor. Göz önünde olmayan diyorum buna da Mehmet Topal İspanya'da zirvede olan bir takımın oyuncusu.

Şimdi Mehmet Topal'ın Valencia'da oynadığı maçları, kaç dakika oynamış onları küçük bir istatistikle verelim;

Toplamda 13 maçta forma giydi ve 805 dk sahada kaldı bu süre zarfında 1 gol attı ve 1 sarı kart gördü.

Valencia-Athletic Club 90 dk.
Valencia-Manchester United FC 3 dk.
Sporting de Gijón-Valencia 90 dk.
Hércules-Valencia 90 dk.
Bursaspor -Valencia 90 dk.
Lecce-Valencia 64 dk.
Valencia-Fiorentina 18 dk.
U.S. Città di Palermo -Valencia 90 dk.
Manchester City-Valencia 90 dk.
Olympique de Marsella-Valencia 19 dk.
Hannover 96 -Valencia 73.dk.
NK Celje -Valencia 44 dk.
Al Hilal-Valencia 44 dk.

Şimdi bu verilerden sonra neden takıma dahil edilmediği konusunda fikri olan varsa lütfen bildirsin bizde bir aydınlanalım.

SEVGİ


EKONOMİST: Sevgi, talebin her zaman için arzdan fazla olduğu bir alışveriştir.
...
MUHASEBECİ: Sevgi, geri dönüşüm sağladığı için kâr oranı yüksek bir tür kredidir...
...
MATEMATİKÇİ: Sevgi sonsuzluktur çünkü burada 2’nin böleni yoktur...
......
GEOMETRİCİ: Sevgi, iki gönül arasındaki en kısa mesafedir...
...
FİZİKÇİ: Sevgi, kalbin yoğunlaşması sonucu iki gönlün birbirine
yapışmasıdır...
...
KİMYACI: Sevgi, iki kalbin birleşmesi sonucu ortaya çıkan reaksiyondur.
...
FİLOZOF: Sevgi çocuklar için oyun, gençler için zevk, yaşlılar için güvendir...
...
ÖĞRETMEN: Sevgi, tekil gibi görünen ama çoğul olan, cins isim gibi görünen ama özel olan ve her cümlede bir anlam ifade eden kelimedir...
...
MİMAR: Sevgi iki dinamik nesnenin arasında sağlam bir köprü oluşturan değerdir.
...
BİLGİSAYARCI: Sevgi, bazen iki sistemin iletişimini hızlandıran önemli bir sistem dosyası, bazen de bütün sisteminizi altüst eden bir virüstür...
...
TARAFTAR: Sevgi TAKIMIDIR...

2 Eki 2010

Met dank aan ons hoofd (başımız sağolsun)


dejavu olmadınız dünkü başlık aynen atıldı .

başımız sağolsun .

hep bir bahanemiz vardır ya ..

hakem ,zemin,hoca vb..

dün akşamki maçta hepsi vardı ama ne bir Galatasaraylı futbolcu arkadaşımız ne de

oynadıkları futbol vardı....

istatistkler artık günümüz futbolunda önemli

çok koşan kazanıyor

bir takım sizden ilk 45 dakikada 3 km fazla koşuyorsa

sizin pozisyon bulmanız becerikli ayaklarınıza bakar

onlarda maç içerisine koşan takımı izlerlerse

yenilmeniz kaçınılmaz olur.

başımız sağolsun ...sarı kırmızı renkler sağolsun...

ligin yeni ekibi Karabük' e başarılar dileriz.

1 Eki 2010

Met dank aan ons hoofd (başımız sağolsun)


Galatasaray Kulübünden yapılan açıklamada ''Profosyonel Futbol Takımı Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard'ın babası Herman Rijkaard'ın vefatını üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.Teknik Direktörümüz Frank R,jkard'ın acısını paylaşıyor,kendisine başsağlığı diliyoruz.''ifadesine yer verildi.

Dün doğum gününü kutlayan Frank Rijkaard' a iyi ki doğdun derken ,acısını paylaşıor ve başın sağolsun başımız sağolsun diyorum..

BİLGİLENDİRME

Blogu takip eden tüm okuyucularımızı bilgilendirmek için bu postu atıyorum. Galatasaray'a gönül vermiş bir büyüğümüz bu günden itibaren futbol görüşünü ve duruşunu bizlerle paylaşacak (aalp). Buna karar vermiş olmasından dolayı biz çok mutlu olduk. Kendisine sonsuz teşekkür ediyoruz.

RAPİD WİEN 1 - 2 BEŞİKTAŞ


Beşiktaş, Spor Toto Süper Lig'de seyirciye güzel futbol izleten bir kaç takımdan birisi. Hatta bir kaç takım arasında en iyisi. Futbolu önde oynama isteği, mücadele gücü yüksek, seyir zevki veren bir futbol anlayışını bizlere sunuyor.

Uefa Avrupa Ligi ikinci maçında dün akşam Rapid Wien'i deplasmanda 2-1 mağlup etti. Baklava dilimi tabirli oyun sistemi ile orta sahada pas yapıp savunma arkasına atılan paslarla sonuca gitmeye çalıştı Beşiktaş. Defans dörtlüsünü daha ileride kurup üçüncü bölge ile pas alışverişini hızlandırmak ilk hedefleri gibi göründü. Fakat sistem içerisinde tam işlemeyen Aurelio ve Tabata dişlileri ilk yarı itibari ile biraz sıkıntı yarattı. Dakikalar 11'i gösterdiği anda Quaresma'nın akıl dolu şutu direkten dönünce Rapid'li futbolcular bir silkindi. Bu dakikadan sonra Toparlanmış görünen Rapid Wien Beşiktaş kalesini yoklamaya başladı. Sistemin gerekliliğinden dolayı kanat organizasyonlarında pek bulunmadılar. 29.dakikada Quaresma sakatlanıp çıktıktan sonra neredeyse hiç kanatlardan gelmediler.

Defansı önde kurmak orta sahanın da öne çıkmasını sağlar. Fakat Beşiktaş ilk yarıda defansı önde kurdu ama orta sahayı bir türlü öne çıkarıp ileride çoğalamadılar. Quaresma'nın yerine giren Holosko ikinci yarı başlarken oyunu hızlandıran isimdi. 50. dakikada gelen şok golle savunma zafiyetini de görmüş olduk. Mağlup duruma düştükten hemen sonra Beşiktaş'ın beraberlik golünü bulması kötü Tabata ve Aurelio'yu biraz daha kendilerine getirdi. Eğer Holosko bencil davranmasa beraberlik golünden hemen sonra bir hatta iki gol arka arkaya bulmak içten bile değildi. Allahtan Bobo var. 65'te durumu 1-2 yaptı. Sonuç yakalandıktan sonra Beşiktaş takımı daha pozitif oynamaya başladı. Sık ve isAbetli paslar oyuncuların o dakikadan sonra oyundan ne denli zevk aldıklarını gösteriyordu.

İki maçta alınan 6 puan gruplardan çıkmak için büyük bir avantaj sağlamıştı.

Son olarak Beşiktaş güzel futbol oynuyor.

SERVET KADRO DIŞI

Karabük maçı öncesi şok karar...

Servet Çetin teknik direktör Rijkaard tarafından Karabük maçı kadrosundan çıkartıldı. Bu konu aslında çeşitli söylentiler var. Ama en büyük söylenti dün yapılan idmanda Rijkaard Servet'i as kadroya dahil etmemiş ve bu duruma Servet tepki göstermiş. Eğer işin aslı bu ise Servet bu duruma tepki göstermişse tepkisinde haklıdır diye düşünüyorum. Son haftalardaki performansına bakıldığı zaman Hakan Balta'nın yokluğu ki sezona kötü başlamıştı, Gökhan Zan'ın nasıl bir performans sergileyebileceği tahmin bile edilemezken ve maç eksiği fazla olmasından dolayı Servet şu an itibari ile Galatasaray'ın tartışmasız ilk on bir oyuncusudur. Tabi antrenmanda neler yaşandı bilinmiyor. Yakında kokusu çıkar ve o duruma da bir yorumumuz olur.

30 Eyl 2010

RANGERS 1 - 0 BURSASPOR

Bursaspor'a panik ataktan on gün yatak istirahati verilmeli. Kötü başlamadılar ama bir telaş bir heyecanla başladılar. Valencia maçı öncesi ve sonrası tecrübesizlik ve heyecan var dedik. Önümüzdeki maçta tecrübesizlik devam eder ama en azından heyecanlılık durumunu silerler demiştik ama olmadı.

Kötü başlamadılar demiştim. Bunu topa sahip olarak gösterdi Bursaspor. Üçüncü bölgede gerekli beceri sağlanamayınca gol gelmiyor tabi ki. Bu duruma etken olarak Rangers savunmasının beşli olduğunu da unutmayalım. İç sahada kaybetme korkusu ileri çıkmayan bir beşli savunmayı beraberinde getirmiş İskoçlar'da. Biraz talihsizlik, biraz tecrübesizlik ve biraz da İvankov'un hatası golü getirdi. Golden sonra çabuk toparlanan bir Bursaspor vardı karşımızda. Orta saha hakimiyetini Ergiç sakatlanıp İnsua girmesiyle tamamen kazandılar. Bana göre kötü bir Batalla vardı. Rakip beşli savunma yaparken neredeyse hücuma katkı yapmaması Sercan'ın o savunma arasında kaybolmasına neden oldu. Volkan iyilerdendi. Hatta Insua ile beraber en iyisiydi diyebiliriz.

Beklentiler en az bir puan alınmasından yanaydı. Alınmaması için de bir neden yok gibi görünüyordu. Kimse çıkıp Rangers'in Bursaspor'dan çok daha iyi bir takım olduğunu savunamaz. Yapılmak istenilenler bir araya gelmediği zaman sonuca gitmek imkansız hale geliyor. İki maçta sıfır puan kötü bitecek bir sonun habercisi sanki. Umarım kötü başlangıçlar güzel sonla biter.

R.KAZAN 1 - 1 BARCELONA / CÜNEYT ÇAKIR

Yıllardır Ruslara karşı deplasmanda galip gelemeyen Barcelona dün akşam Gökdenizli Rubin Kazan ile bir kez daha berabere kaldı. Oyun aslında Barcelona'nın istediği gibi de başladı. Tanıdık gelen ayağa ve sık paslarla rakip kaleye yaklaşmaya çalışan Katalan ekibi Kazan'ın katı savunmasını aşmayı bir türlü başaramadı. Rubin iki pas yapabilse belki de galip gelecekti. Bir ara Guardiola'nın uzun paslarla çıkın hareketini gördük. Yerden pas yaparak set kurmuş rakip defansı geçmek kolay değildi. Defansın arkasına sarkan uzun paslarla gol aramak durumdan kurtulmak için bir çıkış yolu olabilirdi fakat Ruslar burayı da kapatmıştı. Kontratak peşinde koşan Gökdeniz ve arkadaşları cılız hücum hattı ile Barcelona savunmasının arasında eriyip gittiler. Maçın son anında Martins'in kafası direkten dönerken Guardiola'nın aklından geçenleri tahmin etmek çok güç değildi.

Sahada Gökdeniz'in olmasında daha öte maçı yöneten hakemin Cüneyt Çakır olması daha bir keyifliydi benim için. Bu maça atakdıktan sonra maç saatine kadar herkes kafasında soru işareti ile dolaşıyordu. Acaba korkusu saklanmıyordu bile. Korkulduğu gibi olmadı. Cüneyt Çakır neredeyse hatAsızdı. Verdiği karşılıklı birer penaltı kararı son derece doğruydu. Verdiği kartlar kesinlikle haksız değildi.Türk hakemler için iyi bir gece oldu. Gelecek içinde güzel bir yönetimdi.

29 Eyl 2010

TUTMAYAN AŞI KURUTULMALI

Nedenlerini araştırmak ne denli doğru sonuca götürür bilinmez ama Brezilyalı futbolcularla bir uyum problemi var Galatasaray'ın. Bir kaç isim sayılabilir istenilen verim alma konusunda ama yüzdeye vurunca durum epey vahim.

Galatasaray'ın futbolda en parlak dönemi olan 2000 yılında kadroda bulunan Taffarel ve Capone belki de şu ana kadar en olumlu performansı sağlayan Brezilyalılardı. Öncesi ve sonrasında onlarca isim sayılabilir takımda boşuna yabancı kontenjanını dolduran. Cebine faydasından başka bir faydası olmayan.

Fayda sağlayabilecekler de yok değildi aslında. Yanlış politika ve yabancı futbolculara olan düşmanlık sonunu çabuk hazırladı.

Felipe vardı bi'. Fatih terim benim oyun sistemime uymuyor diye gönderdi. Belki tutabilirdi. Jardel vardı, yediği dayaktan sonra neden dursun ki. Sonra, sonra, Lincoln vardı. Bence kurban edildi.

Sonra Elano geldi. Artık bu olsun dedik. Elano'nun Galatasaray'ı seçmesindeki nedeni artık hepimiz biliyoruz. Dunga'nın milli takımdan ayrılması bana göre Elano'nun performansını etkiledi. Elano da biliyordur şu haliyle milli takıma çağrılmayacağını. Devra arasında takım arkadaşları sahada ısınırken o kulübede tek başına oturmuş Dunga'dan sonra ben ne hale düşerim onun düşüncesindeydi. Şimdi ailevi nedenlerden dolayı ülkesine gitti. Dönünce nasıl bir düşünce yapısıyla döner bilinmez ama ortada tek bir gerçek var; Galatasaray'a gelmiş tüm Brezilyalıları bir kenara koyalım elinde Elano gibi bir futbol zekası varsa ve bu oyuncunun performansı her geçen gün kötüye gidiyorsa ve sistem içinde yer açılamıyorsa bu durumda tek sorumlu Elano'dur diyemeyiz.

Şu sate kadar kazanılmamış bir Elano kazanılabilir mi ? Çok zor. Ama kazanılırsa iki Pino üç Aydın sonsuz Serdar Özkan eder.

13 Eyl 2010

Gökhan Yavuz ve Raşit Ek

Türk Telekom Arena'ın inşaatında iki işçi hayatını kaybetti. Bugün Kanat Atkaya Hürriyet'te bir çağrı yaptı. Devamını getirmek istiyorum.Galatasaray Eğitim Vakfı, hayatını kaybeden iki işçinin çocukları yoksa kardeşlerinin eğitimlerini üstlenmeli. Galatasaray o stadın açılışından elde edeceği geliri kasasına değil bu insanların ailelerine bağışlamalı. Bu konuya bloglarında değinecek, bunun bir kampanya haline gelmesi için çaba gösteren tüm arkadaşlara teşekkürler...
****
Seyrantepe'ye isimlerini verin
Gökhan Yavuz 30 yaşındaydı, Raşit Ek ise 20. Bayram günü öldüler. G.Saray’ın stadı için öldüler. G.Saray’ın boynunun borcudur bu iki işçi kardeşin adlarını yaşatmak.
GÖKHAN Yavuz 30 yaşındaydı. Raşit Ek 20 yaşındaydı.Bir bayram günü, akşam üzeri, Galatasaray’ın Seyrantepe’deki yeni stadı için kanalizasyon kazısı yaparken öldüler. Bayram günü öldüler. Galatasaray’ın stadı için öldüler.
Gökhan ve Raşit, Galatasaray nice bayramlar yaşasın diye, bir bayram günü öldüler. Galatasaray’ın boynunun borcudur bu iki işçi kardeşin adlarını yaşatmak.
Haber ulaştığında içim daraldı, ruhum karardı.
Zayiat olmasınlar
Twitter’a not düştüm “Adları keşke yeni stadın iki kapısına verilse. Gücümüz yeter mi, deneyelim mi?”Galatasaraylısı, Fenerbahçelisi, Beşiktaşlısı, Karşıyakalısı... Takım tutanı tutmayanı “Deneyelim, yanındayız” dedi... Deniz Ülke Arıboğan, Ali Atıf Bir, Bülent Timurlenk, Bener Onar gibi eli medyada kalem tutanı, spor seveni ve sevmeyeni “Yürü” dediler. Gökhan Yavuz ve Raşit Ek bir bayram günü, kanalizasyon kazısı yaparken Galatasaray’ın yeni stadı için öldüler. Büyük inşaatlar için normal kabul edilen zayiat olarak, bir küçük haber haber olarak düşmesinler tarih toprağına.
İsimleri iki kapıya verilsin.
Mutlulukla analım
Mutlulukta, kederde analım iki kardeşimizi. Zor mudur?
Yetki mi gerekir?
İkna mı gerekir?
Kampanya mı gerekir?
Öldü arkadaşlar bir kanalizasyon kazısında; vicdan gerekir. Haydi Galatasaray, yaşat adlarını, üzme bizi...
Raşit 20 yaşındaydı, Gökhan 30...
Bir bayram günü öldüler.
Daha lafa gerek var mı? / KANAT ATKAYA

8 Eyl 2010

TÜRKİYE 3 BELÇİKA 2

Aslında iki farklı değerlendirme yapılması gerekiyor. İlk 45 dakika ve ikinci 45 dakika...

Sahaya çıkan on bir daha çok gol yememeyi hedefleyen bir düşüncenin ürünü bana göre. Bu düşünce Emre ve Aurelio'nun savunmaya daha yakın oynamasına neden oldu. Hücum organizasyonlarını sağlam adımlarla geliştirecek Hamit sağ kanatta kısılıp kalınca yük tamamen sol kantta Arda'ya düştü. İlk yarı itibari ile neredeyse tüm hücum organizasyonları Arda'nın bulunduğu kanttan yapılmaya çalışıldı. Yıllardır biliriz ki Tuncay tam bir santrfor değil. Tek başına son adam olmak Tuncay'ın futbol mantalitesinde yok zaten. O şavaşçı kimliğinden ödün vermeyen, araya koşular yapıp sürpriz çıkışlarla gol koklayan daha çok forvet arkası bir oyuncu. Topu sürekli orta alan defans arasında çevirdik durduk. Topun daha çok bizde kalması, bu hücüm organizasyonu olmayan kısır top çevirmelerden kaynaklandı. Oyunda kaldığı sürece Selçuk İnan'ın pek katkı sağladığını söyleyemeyiz. Hani bu yarı itibari ile Belçika'nın bir atağı var mı dersek ona da var diyemeyiz. En büyük sorunlarımızdan biri olan yan top yine gol yememize neden oldu. Servet'in rakibini kaçırması Onur'un hatalı çıkışı golü yememizde ki önemli iki etkendi.

Eksik olanı herkes görebiliyordu. Orta sahanın hücuma olan katkısını arttırmamız şarttı. Gördük ki Selçuk'un oyundan alınması ve yerine Semih'in girmesi tüm her şeyi baştan yazdı. Semih en uçta hemen arkasında Tuncay sistemin dişlilerini daha hızlı çevirmesini sağladı. Bu durumda Emre ve Hamit'in hücuma olan katkısı daha da arttı. Hiddink'in, yanlış demiyelim ama hatadan dönmesi biraz geç olsada güzel bir galibiyet aldık.

Ntvspor'da bir yorumcu büyüğümüz şunu dedi;''Belçika bizim rakibimiz olamaz. Bizim rakibimiz Almanya''.
Kesinlikle buna katılmıyorum. Bizim rakibimiz Belçika. Şundan söylüyorum; Belçika Milli takımında oynayan futbolcuların bir çoğu üst düzey liglerin önemli kulüplerinde futbol oynuyor. Ortada yükselişte olan bir Belçika futbolu var. Bakın bizim futbolcularımız üst düzey liglerde oynayamaz demiyorum. Şu anda oynamıyorlar. Sabri kendi kulübünde oynamadan Milli takımda oynadı, Aurelio aynı şekilde,Tuncay aynı,Hamit,Semih...bu isimleri çoğaltabiliriz. Bu oyunculardan bir çoğu direkt olarak kendi takımlarında oynamıyorlar. Ben bundan bahsediyorum. Belçika'yı küçük görmek hatanın en büyüğü olur.

3-2 güzel bir skor gibi görünüyor. Evet öyle. 0-1 geri düşmüşsün, rakip takımda Fellani, Hazard, Kompany, Dembele gibi son derece tehlikeli oyuncular varken ve gol atacak bir organizasyon içinde bulunamazken bu sonucu beklemiyordum. Semih'in oyuna girmesi ne denli değiştirmişse oyunu rakibin 10 kişi kalması da o denli oyunun gidişini etkilemiştir.

Son olarak, iki galibiyetle başlamak çok güzel. Umarım devamı gelir.

Bitirmeden maçın adamını da seçelim. İlk yarı Arda Turan, maç sonu Hamit Altıntop.

3 Eyl 2010

BİZ BİR AİLEYİZ

Rijkaard - Kewell - Elano - Neıll.

MİLAN BAROS

INSUA'YA DOKUNMAK YASAK

HARRY KEWELL

'' KIL OLDUM ABİİİ ! ''


Dün akşam % 100 futbol programında Başkan Adnan Polat konuk oldu. Günlerdir bu günü ve saati bekliyordum. Galatasaray'ın içinde yaşanan olaylara açıklık getirecek, medyada dönen yalan haberlerin doğrusunu söyleyecek ve bu sayede tüm spor medyası aydınlatılmış olacaktı.

Hani, güzel de başladı. Projeler falan... Derken Rıdvan Dilmen yavaş yavaş amacını açığa çıkarmaya başladı. Hem Başkana sorular soruyor, hem de verdiği cevaplara inanılmaz bir tavır takınıyor. Program ilerledikçe Adnan Polat'ı bir kurbanmış gibi görmeye başladım. Olay buraya doğru gidiyordu. Çok daha güzel sorular sorulması gerekirken;

*Kamuoyun araştırmaları gösteriyor ki Türkiye'de en fazla taraftarı olan takım Galatasaray dedi başkan. Ardından Rıdvan Dilmen hemen araya girdi ve '' o tartışılır'' dedi.

*Güntekin Onay kötü başlangıcın ve Avrupa kupalarından elenmeyi neye bağlıyorsunuz dedi.Bir çok faktör bir araya geliyor ve bir anda işler iyi gitmemeye başlıyor ve bu sonuçları alabiliyorsunuz. Bu faktörlerin arasında şans faktörünü de göz ardı etmemeliyiz dedi başkan. Ardından Rıdvan Dilmen ''futbolda şans yoktur'' diye bir cevap veriyor.

*Türkiye'ye gelmiş, cv'si güzel olan futbolcuları saydı Rıdvan Dilmen. Bunun üzerine Misimovic'i nasıl buluyorsun Rıdvan dedi Adnan Polat. ''Bunların çok altında'' dedi. b Sonrasından Misimovic'in geçen yıl neler yaptığını anlatmaya çalışan Adnan Polat'ın sözlerini bitirmesine izin vermeden başka konulara geçmeye çalıştı.

*Olmadık bir anda gereksiz bir şekilde Beşiktaş'ı sordu ki bunu hiç anlamış değilim.

Hepsini bir kenara bırakalım diyemiyorum. Zoruma gitti dün yaşananlar. Üzüldüm. Programa konuk olan Türkiye'nin en büyük futbol kulüplerinden birinin başkanı.

Umarım Rıdvan Dilmen bir gün o programda ŞANS kelimesini kullanır ve tüm Türkiye buna tanıklık eder.

2 Eyl 2010

1 Eyl 2010

4-3-3 TARİH Mİ OLUYOR ?


Bu günden itibaren Galatasaray'da bir çok şey değişecek. Değişmeyeceğini düşünenler var saygı duyuyorum.

Tarihinin en kötü başlangıçlarından birisini yaptı. Daha ilk basamaklarda Avrupa kupalarına veda etti.Büyük hedefleri olan kulüpler için bu durum kazanın kaynaması için altına daha çok odun atılmasına neden olurdu, oldu da. Kazanda suyun çok olmaması dışarıya taşmasına engel olmuştu. Dün itibari ile kazanın içindeki suya ilaveler yapıldı. Tatlandırıcılar ilave edildi. Tuz ve şeker.

Katılmadığım bir konudan devam etmek istiyorum. Süper Ligi bir kenara bırakalım. Halen dillerde dolanan bir söylem var. Bu transferler Avrupa kupasından elenmeden önce neden yapılmadı ? Bu söylem Galatasaray'a haksızlık etmektir. Neden ? Galatasaray'ın mevcut kadrosu Lviv'i rahatlıkla eleyecek bir güçte. Basit bireysel hatalar ve son maçtaki panik bizi kupanın dışına itti. Bunu artık kabul edin. Avrupa kupasından elenmenin transferle uzaktan yakından bir alakası yok. Tabi ki transferlerin geç kaldığı bir gerçek. Bu tamamen maddi durumdan ve daha ötesi yönetimin yetersizliğinden kaynaklı. Artık Avrupa kupası da geride kaldı süper ligde alınan iki mağlubiyette. Geçmişe sünger çekmek kolay değil ama geçmişle yaşamak hiç kolay değil.

Dün mevcut kadroya Misimovic ve Insua katıldı. Tamam sorunlar bitti demiyoruz. Galatasaray'da sorun hiç bitmez.

Galatasaray'ın 4-3-3 sisteminde ideal on birine bir bakalım şimdi. Ufuk,Sabri,Neıll,Servet,Hakan Balta,Ayhan,Mustafa Sarp,Barış,Arda,Baroş,Kewell.

Sezon başında Cana,Pino,Ali Turan,Serdar Özkan,Mehmet Battal,Musa Çağıran vs. gibi oyuncular kadroya dahil edildi. Mehmet Topal gitti yerine Cana alındı. Keita gitti yerine Pino ve Serdar Özkan alındı. Cana, bir Mehmet Topal olabilir mi ? Pino ve Serdar Özkan, bir Keita olabilir mi ? Tüm bunların üzerine Kewell ile neredeyse anlaşma yapılmayacaktı. Musa'nın sakatlanması. Üzerine Pino ve Cana'nın sakatlanması. Yeni transferler sakat mı diye düşünürken Sabri sakatlandı,son olarak Kewell ve Mehmet Battal sakatlandı. Olaylar bu şekilde devam ederken işlemeyen 4-3-3 sistemi tamamen çaresiz kalmıştı. Oyuncuların alternatiflerinin olmaması felaketlerin habercisiydi. Sonuç; lige iki mağlubiyetle başladık ardından Avrupa kupalarından elendik ve eskişehir galibiyetiyle biraz gülümsedik.

Avrupa kupasından elenmek beceriksizlikten başka bir şey değildi.Artık herkesimden aynı ses çıkıyordu. Transfer şart. Neden bekleniliyor. Maddi kaynak sıkıntısı çeken yönetim dünya kupasında harika bir performans sergilemiş Elano'yu satma girişimlerinde bulunuyor fakat istediği rakamları veren bir kulüp çıkmıyordu. Bu kadro sıkıntısında Elano'nun satılması düşüncesi bile taraftarı ürkütüyordu. Maçı izleyen her göz görüyordu Galatasaray orta sahasının Ayhan,Sarp,Mustafa üçlüsüne, kalesinin Aykut ve Ufuk'a emanet edilmeyeceğini. Bunu Rijkaard ve yönetim de görüyordu. Tüm temaslar boşa çıkmıştı. Başvurulan oyuncunun ücreti Galatasaray'ın bütçesine uymuyordu. Yönetimden gelen açıklamalar hiç değişmiyordu.''Transfer sezonu kapanmadan iki yada üç oyuncu daha alacağız''. Beklenen haberler nihayet dün geldi. Müthiş bir pasör ve savunmacı takıma katıldı.

Rijkaard geldiği günden bu yana 4-3-3 sisteminde oynattı takımı. Misimovic'in gelişi ile bu sistemden vazgeçmesi gerekecek gibi. İnsan düşünmeden de edemiyor tabi. Rijkaard misimovic transferini ne kadar istedi. Kararlı olduğu siteme devam edecekse Misimovic bu sistemin neresinde kendine yer bulabilecek ? bu da ayrı bir soru işareti. Misimovic, kendisinin de söylediği gibi forvet arkasından ikinci bir forvetmiş gibi oynayan ve bu sayede performansını üst seviyede tuta bilen bir oyuncu. Rijkaard'ın tabi ki sistemine saygı duymak zorundayız. Misimovic'den istenilen verimi alabilmek için onu muhakkak on numara pozisyonunda oynatmak zorundasınız. Bu da direkt olarak 4-2-3-1 sistemini işaret ediyor.

Sistem üzerinde yabancı oyuncularımızın durumuna bakalım. Neill,İnsua,Cana,Pino,Elano,Kewell,Baroş,Misimovic. Neill ve İnsua'nın yeri garanti.Muhtemelen Cana ilk ön libero olacak. Ona da garanti diyelim. Baroş ve Misimovic garanti. Beş yabancımız oldu. Altıncı muhtemelen Elano olacaktır. Görüldüğü gibi hücum yönümüz yine kuvvetli. Pino var elde. Daha hiçbir şey anlayamadık. Genç bir yetenek oyması gerekiyor. Kewell gördük ki o olmadan olmuyor.Skibbe dönemi aklıma geldi. Çok gol atar çok gol yerdik. Yine oraya doğru gidiyor gibiyiz. İnsua'nın gelişi sol beke bir çözüm evet ama sıkıntı stoperlerde. Servetin yıldızı bir türlü barışmadı Rijkaardla. Rejkaard Servetin yerinde Baltayıda deneyebilir. Sağ bek Sabri'den sonra çöktü. Ali Turan oranın oyuncusu olmadığını gösterdi. Ama ben diyorum ki Ali Turan Galatasaray'ın oyuncusu olabilir mi ?

Tüm mevkileri değerlendirdik. Son olarak ideal on birimi yazayım ve bitirelim. 4-2-3-1

--------------------UFUK--------------------

---SABRİ---NEİLL---H.BALTA---İNSUA----

------------CANA----M.SARP----------------

----ELANO----MİSİMOVİC-----ARDA------

-----------------BAROŞ----------------------

ZVJEZDAN MİSİMOVİC

EMİLİANO INSUA

SON DAKİKA TRANSFERLERİ

01.09.2010 tarihli transferler;

Romaric - Sevilla - Zaragoza
David Rozenhal - Hamburg - Lille
Osvoldo - Bologna - Espanyol
Drenthe - R.Madrid - Hercules
Mehmet Yozgatlı - Gaziantepspor - Gençlerbirliği

31.08.2010

Kaledze - Milan - Genoa
Dı Santo - Chelsea - Wigan
Uğur İnceman - Beşiktaş - Antalyaspor
Gudjohnsen - Monaco - Stoke City
Yobo - Everton - Fenerbahçe
Borıello - Milan - Roma
Gyan - Rennes - Sunderland
Robınho - M.City - Milan
Hleb - Brcelona - Birmingham
Konchesky - Fulham - Liverpool
Candreva - Udinese - Parma
Daprela - West Ham - Brescia

Kanfory Sylla - İBB - Konyaspor
Landzaat - Feyenoord - Twente
Camoranesı - Juventus - Stuttgart
Misimovic - Wolfsburg - Galatasaray
Insua - Liverpool - Galatasaray
Huntelar - Milan - Schalke
Jurado - A.Madrid - Schalke
Serkan Kırıntılı - Ankaragücü - Fenerbahçe

Not: Bu gün içinde biten transfer olursa listeye eklenecektir.
Not 2: Atladığımız transferler olabilir.



5 Eki 2010

Rijkaard’a teşekkür borçluyum*


Rijkaard’a teşekkür borçluyum’

“Ben kimse arasında karşılaştırma yapmayı sevmiyorum. Herkesin bulunduğu ortamdaki şartlar neyin ne olacağını tayin eder. Guardiola ile Rijkaard çok farklı teknik adamlar. Guardiola bize daha disiplinli futbol oynatıyor. Rijkaard bugünlere gelmemde çok büyük rol sahibi. Beni o keşfedip, henüz 17 yaşında gencecik bir çocukken, A takımda oynamamı sağladı. Bu kendisi açısından bir riskti. Ama gençlere çok önem veren bir hoca ve çok iyi bir insan. Galatasaray’da kısa zaman içinde başarılı olacağına inanıyorum. Barcelona’ya geldiğinde de ilk zamanlar işler hiç de iyi gitmiyordu. Ama belli bir süre sonra futbol bilgisini ve tecrübesini ortaya koyarak, her şeyi düzeltti. Sonuçta tanımadığı bir ülke ve yeni bir kültürde çalışıyor. Galatasaray’ın ona inanması gerekiyor, başarı mutlaka gelecektir.”
‘Türkiye’de maça çıkmak isterim’
“Türk futbolu giderek kalitesini yükseltiyor. Avrupa Şampiyonası’nda yarı final oynayan Türk Milli Takımı’nın Dünya Kupası’na gidememesine şaşırdım. Gerçekten iyi futbolculardan kurulu, iyi bir takımdı ve hiçbir zaman mücadeleyi bırakmıyorlardı. Ancak futbolda her zaman inişli çıkışlı dönemler olur. Önemli olan istikrarı sağlamak. Quresma, Guti gibi yıldızların forma giymesi Türk Ligi’nin kalitesini artıracaktır. Özellikle Guti hem futbolu hem kişiliğiyle önemli bir isim. Takımı Beşiktaş’a ve Türk futboluna önemli şeyler kazandıracaktır. Türk takımlarıyla ne milli takım ne de kulüp takımında karşılaştım. Ancak Türkiye’deki maçlarda çok iyi bir futbol atmosferi oluştuğunu ve tıpkı benim ülkemdeki gibi ateşli taraftarların olduğunu biliyorum. Bir gün Türkiye’de maça çıkmak isterim.”
Arjantinli süperstar, ESM’in verdiği geleneksel Altın Ayakkabı ödülünü alırken Türkie ile ilgili bu çok özel açıklamaları yaptı.
*LİONEL MESSİ

TOZLU SAYFALARIN İLK SATIRLARI // ROGER LJUNG

1993 yılından bu yana dünyada futbol anlayışı büyük bir değişime uğradı. Bu zamana kadar en çok izlenilen spor ünvanını kaptırmadan yoluna devam ediyor. Ekonomi anlaşının değişmesi, insanların tüketim anlayışının değişmesi ve futbol kültürünün artması 93 yılındaki konumundan günümüze bir çok değişiklikle gelmiştir.

Öncelikle kulüpler şimdi çok daha güçlü. Bu güçlülük yakıştırmasını istediğiniz yerde kullanabilirsiniz. İmkanlar çok daha iyi. Futbola farklı bir anlam yükleyen 21.yüzyıl imkanları bir tek şeyi değiştiremedi. 93 yılında da mücadele eden, o sahada bulunma nedenini bilenlerin kazandığı bir oyundu. Bu durum şimdi de aynı. Çalışmayan kazanamıyor. Büyük takım küçük takım anlayışı artık neredeyse kalktı.

Futbol daha fazla gol atanın kazandığı bir oyun. Klasik bir tabir olacak ama futbolun meyvesi goldür. Gol atmak için sistemler kurulur. Oyun anlayışları hep gol atmak içindir. Yada gol attıktan sonra gol yememektir.

Bu oyunda kanat organizasyonlarının önemi istatistiklere bakıldığı zaman net bir şekilde anlaşılmaktadır. Dünyada atılan gollerin neredeyse yarısı kanatlardan gelen ataklar sonucunda olmaktadır. Hırslı, çalışkan, ne yapması gerektiği iyi bilen bir kanat oyuncusuna bu futbol anlayışında o kadar çok ihtiyaç var ki olmadığı zaman Karabük deplasmanından çıkamıyorsunuz. Mücadele eden olmadığı zaman daha kaç Karabük deplasmanından çıkamayız sorusuyla muhatap oluruz.

Şimdi bu 1993 yılı nereden çıktı diyeceksiniz. Ya da 1993 yılı neden ? Galatasaray'ın 1993/94 yılı kadrosunda bulunan bir futbolcudan bahsetmek istiyorum. Roger Ljung...

Bir sol kanat oyuncusu. İsveçli. Olması gerektiği kadar bir oyuncu. Sezonun belli bir kısmanda forma giyme şansı buldu ve macerası kısa sürdü. Galatasaray'a Admira Wacker'den gelmiştir. ''Koşmayı ve mücadele etmeyi'' oyun anlayışım bu diyerek ne denli benimsediğini göstermiştir. Geldiği takımda UEFA maçına çıktığı için Galatasaray forması ile o yıl oynanan şampiyonlar ligi maçlarında forma giyememiştir. Akıllarda en çok kalan, sezonun son maçında Bursaspor'a attığı kafa golüdür. Galatasaray bu maçtan sonra şampiyon olmuştur. Kısa macera da bir çok kimsenin beğenisi toplamıştır.Sezon sonunda Galatasaray'dan ayrılarak Almanya'nın yolunu tutmuştur. 29 yaşında aktif futbol yaşamını noktalamış ve belli bir süre sonra menejerliğe başlamıştır.

Durduk yere insanın aklına Roger Ljung gelmez değil mi ? Türkiye'de sol bek yetişmiyor ve bu sıkıntıyı yıllardır çekiyoruz. Transfer edilenler de nedense istenileni bir türlü veremiyor. Durum böyleyken sol bekin yapması gerekenleri komple yapan bir oyuncudan bahsetmek gerekirdi.

4 Eki 2010

MEHMET TOPAL NEDEN YOK ?

Kazakistan ve Belçika maçlarından önce ve sonra da yazıldı çizildi. Onlarca kelime döküldü her bir kesimin ağzında. Kimisi haklı dedi kimizi haksız. Kimi oyun sistemi bunu gerektiriyor dedi, kimisi bu kadroyu nasıl seçiyorlar dedi ve Milli takım kurmaylarını eleştirdi.

Yanılmıyorsam Belçika maçı öncesi Hiddink bir tv programında katılmış ve şunları söylemişti;

"Kadroya çağırdığım isimlere girmek istemiyorum ama Türkiye'de bu sorunla yüzleşmek zorundayım.Eleştiriler sürekli oluyor. Ama beni endişelendiren oyuncularımın sürekli oynamaması... Her oyuncumun takımlarında oynamasını istiyorum. Kendi takımlarında oynamadıkları söylenen oyuncular sezon öncesi kampta hazırlandılar, ilk 3 haftada oynamadılar. Ancak Almanya mçına yaklaştığımızda aynı oyuncular yine oynamamaya devam ederlerse problem yaşarız. Çünkü maç ritmini yakalamaları gerekiyor."

Şimdi Almanya maçı öncesi davet edilen kadroya bakalım;

Kaleciler: Volkan Demirel (Fenerbahçe), Hakan Arıkan, Cenk Gönen (Beşiktaş), Onur Recep Kıvrak (Trabzonspor)
Defans: Gökhan Gönül (Fenerbahçe), Sabri Sarıoğlu, Servet Çetin, Hakan Kadir Balta (Galatasaray), Ömer Erdoğan (Bursaspor), İbrahim Toraman, İsmail Köybaşı (Beşiktaş), Ceyhun Gülselam (Trabzonspor)
Orta saha: Hamit Altıntop (Bayern Münih), Mehmet Aurelio, Necip Uysal (Beşiktaş), Selçuk Şahin, Emre Belözoğlu, Özer Hurmacı (Fenerbahçe), Nuri Şahin (Borussia Dortmund), Selçuk İnan (Trabzonspor), Arda Turan (Galatasaray)
İleri uç: Tuncay Şanlı (Stoke City), Halil Altıntop (Eintracht Frankfurt), Semih Şentürk (Fenerbahçe), Mevlüt Erdinç (Paris Saint Germain), Nihat Kahveci (Beşiktaş), Sercan Yıldırım (Bursaspor)

Takımlarında doğru düzgün forma şansı bulamayan ve sakatlıktan yeni çıkmış bir çok oyuncu var. Hiddink bu durumdan şikayetçiydi ve Almanya maçı öncesi bu durum yine böyle olursa başka tercihlerde bulunacağını söylemişti. Fakat başka tercihleri yine göremedik. Hani hep aynı örnekler veriliyor, aynı futbolcu isimleri telaffuz ediliyor ya, neden çağrılmıyor deniliyor ya haklılar da ondan.

Mehmet Topal,Volkan Şen...

Volkan Şen'in bu yıl oynadığı futbol ortada. Gözümüzün önünde onu görememek diyorum artık ben nasıl oluyor anlamak çok zor. Göz önünde olmayan diyorum buna da Mehmet Topal İspanya'da zirvede olan bir takımın oyuncusu.

Şimdi Mehmet Topal'ın Valencia'da oynadığı maçları, kaç dakika oynamış onları küçük bir istatistikle verelim;

Toplamda 13 maçta forma giydi ve 805 dk sahada kaldı bu süre zarfında 1 gol attı ve 1 sarı kart gördü.

Valencia-Athletic Club 90 dk.
Valencia-Manchester United FC 3 dk.
Sporting de Gijón-Valencia 90 dk.
Hércules-Valencia 90 dk.
Bursaspor -Valencia 90 dk.
Lecce-Valencia 64 dk.
Valencia-Fiorentina 18 dk.
U.S. Città di Palermo -Valencia 90 dk.
Manchester City-Valencia 90 dk.
Olympique de Marsella-Valencia 19 dk.
Hannover 96 -Valencia 73.dk.
NK Celje -Valencia 44 dk.
Al Hilal-Valencia 44 dk.

Şimdi bu verilerden sonra neden takıma dahil edilmediği konusunda fikri olan varsa lütfen bildirsin bizde bir aydınlanalım.

SEVGİ


EKONOMİST: Sevgi, talebin her zaman için arzdan fazla olduğu bir alışveriştir.
...
MUHASEBECİ: Sevgi, geri dönüşüm sağladığı için kâr oranı yüksek bir tür kredidir...
...
MATEMATİKÇİ: Sevgi sonsuzluktur çünkü burada 2’nin böleni yoktur...
......
GEOMETRİCİ: Sevgi, iki gönül arasındaki en kısa mesafedir...
...
FİZİKÇİ: Sevgi, kalbin yoğunlaşması sonucu iki gönlün birbirine
yapışmasıdır...
...
KİMYACI: Sevgi, iki kalbin birleşmesi sonucu ortaya çıkan reaksiyondur.
...
FİLOZOF: Sevgi çocuklar için oyun, gençler için zevk, yaşlılar için güvendir...
...
ÖĞRETMEN: Sevgi, tekil gibi görünen ama çoğul olan, cins isim gibi görünen ama özel olan ve her cümlede bir anlam ifade eden kelimedir...
...
MİMAR: Sevgi iki dinamik nesnenin arasında sağlam bir köprü oluşturan değerdir.
...
BİLGİSAYARCI: Sevgi, bazen iki sistemin iletişimini hızlandıran önemli bir sistem dosyası, bazen de bütün sisteminizi altüst eden bir virüstür...
...
TARAFTAR: Sevgi TAKIMIDIR...

2 Eki 2010

Met dank aan ons hoofd (başımız sağolsun)


dejavu olmadınız dünkü başlık aynen atıldı .

başımız sağolsun .

hep bir bahanemiz vardır ya ..

hakem ,zemin,hoca vb..

dün akşamki maçta hepsi vardı ama ne bir Galatasaraylı futbolcu arkadaşımız ne de

oynadıkları futbol vardı....

istatistkler artık günümüz futbolunda önemli

çok koşan kazanıyor

bir takım sizden ilk 45 dakikada 3 km fazla koşuyorsa

sizin pozisyon bulmanız becerikli ayaklarınıza bakar

onlarda maç içerisine koşan takımı izlerlerse

yenilmeniz kaçınılmaz olur.

başımız sağolsun ...sarı kırmızı renkler sağolsun...

ligin yeni ekibi Karabük' e başarılar dileriz.

1 Eki 2010

Met dank aan ons hoofd (başımız sağolsun)


Galatasaray Kulübünden yapılan açıklamada ''Profosyonel Futbol Takımı Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard'ın babası Herman Rijkaard'ın vefatını üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.Teknik Direktörümüz Frank R,jkard'ın acısını paylaşıyor,kendisine başsağlığı diliyoruz.''ifadesine yer verildi.

Dün doğum gününü kutlayan Frank Rijkaard' a iyi ki doğdun derken ,acısını paylaşıor ve başın sağolsun başımız sağolsun diyorum..

BİLGİLENDİRME

Blogu takip eden tüm okuyucularımızı bilgilendirmek için bu postu atıyorum. Galatasaray'a gönül vermiş bir büyüğümüz bu günden itibaren futbol görüşünü ve duruşunu bizlerle paylaşacak (aalp). Buna karar vermiş olmasından dolayı biz çok mutlu olduk. Kendisine sonsuz teşekkür ediyoruz.

RAPİD WİEN 1 - 2 BEŞİKTAŞ


Beşiktaş, Spor Toto Süper Lig'de seyirciye güzel futbol izleten bir kaç takımdan birisi. Hatta bir kaç takım arasında en iyisi. Futbolu önde oynama isteği, mücadele gücü yüksek, seyir zevki veren bir futbol anlayışını bizlere sunuyor.

Uefa Avrupa Ligi ikinci maçında dün akşam Rapid Wien'i deplasmanda 2-1 mağlup etti. Baklava dilimi tabirli oyun sistemi ile orta sahada pas yapıp savunma arkasına atılan paslarla sonuca gitmeye çalıştı Beşiktaş. Defans dörtlüsünü daha ileride kurup üçüncü bölge ile pas alışverişini hızlandırmak ilk hedefleri gibi göründü. Fakat sistem içerisinde tam işlemeyen Aurelio ve Tabata dişlileri ilk yarı itibari ile biraz sıkıntı yarattı. Dakikalar 11'i gösterdiği anda Quaresma'nın akıl dolu şutu direkten dönünce Rapid'li futbolcular bir silkindi. Bu dakikadan sonra Toparlanmış görünen Rapid Wien Beşiktaş kalesini yoklamaya başladı. Sistemin gerekliliğinden dolayı kanat organizasyonlarında pek bulunmadılar. 29.dakikada Quaresma sakatlanıp çıktıktan sonra neredeyse hiç kanatlardan gelmediler.

Defansı önde kurmak orta sahanın da öne çıkmasını sağlar. Fakat Beşiktaş ilk yarıda defansı önde kurdu ama orta sahayı bir türlü öne çıkarıp ileride çoğalamadılar. Quaresma'nın yerine giren Holosko ikinci yarı başlarken oyunu hızlandıran isimdi. 50. dakikada gelen şok golle savunma zafiyetini de görmüş olduk. Mağlup duruma düştükten hemen sonra Beşiktaş'ın beraberlik golünü bulması kötü Tabata ve Aurelio'yu biraz daha kendilerine getirdi. Eğer Holosko bencil davranmasa beraberlik golünden hemen sonra bir hatta iki gol arka arkaya bulmak içten bile değildi. Allahtan Bobo var. 65'te durumu 1-2 yaptı. Sonuç yakalandıktan sonra Beşiktaş takımı daha pozitif oynamaya başladı. Sık ve isAbetli paslar oyuncuların o dakikadan sonra oyundan ne denli zevk aldıklarını gösteriyordu.

İki maçta alınan 6 puan gruplardan çıkmak için büyük bir avantaj sağlamıştı.

Son olarak Beşiktaş güzel futbol oynuyor.

SERVET KADRO DIŞI

Karabük maçı öncesi şok karar...

Servet Çetin teknik direktör Rijkaard tarafından Karabük maçı kadrosundan çıkartıldı. Bu konu aslında çeşitli söylentiler var. Ama en büyük söylenti dün yapılan idmanda Rijkaard Servet'i as kadroya dahil etmemiş ve bu duruma Servet tepki göstermiş. Eğer işin aslı bu ise Servet bu duruma tepki göstermişse tepkisinde haklıdır diye düşünüyorum. Son haftalardaki performansına bakıldığı zaman Hakan Balta'nın yokluğu ki sezona kötü başlamıştı, Gökhan Zan'ın nasıl bir performans sergileyebileceği tahmin bile edilemezken ve maç eksiği fazla olmasından dolayı Servet şu an itibari ile Galatasaray'ın tartışmasız ilk on bir oyuncusudur. Tabi antrenmanda neler yaşandı bilinmiyor. Yakında kokusu çıkar ve o duruma da bir yorumumuz olur.

30 Eyl 2010

RANGERS 1 - 0 BURSASPOR

Bursaspor'a panik ataktan on gün yatak istirahati verilmeli. Kötü başlamadılar ama bir telaş bir heyecanla başladılar. Valencia maçı öncesi ve sonrası tecrübesizlik ve heyecan var dedik. Önümüzdeki maçta tecrübesizlik devam eder ama en azından heyecanlılık durumunu silerler demiştik ama olmadı.

Kötü başlamadılar demiştim. Bunu topa sahip olarak gösterdi Bursaspor. Üçüncü bölgede gerekli beceri sağlanamayınca gol gelmiyor tabi ki. Bu duruma etken olarak Rangers savunmasının beşli olduğunu da unutmayalım. İç sahada kaybetme korkusu ileri çıkmayan bir beşli savunmayı beraberinde getirmiş İskoçlar'da. Biraz talihsizlik, biraz tecrübesizlik ve biraz da İvankov'un hatası golü getirdi. Golden sonra çabuk toparlanan bir Bursaspor vardı karşımızda. Orta saha hakimiyetini Ergiç sakatlanıp İnsua girmesiyle tamamen kazandılar. Bana göre kötü bir Batalla vardı. Rakip beşli savunma yaparken neredeyse hücuma katkı yapmaması Sercan'ın o savunma arasında kaybolmasına neden oldu. Volkan iyilerdendi. Hatta Insua ile beraber en iyisiydi diyebiliriz.

Beklentiler en az bir puan alınmasından yanaydı. Alınmaması için de bir neden yok gibi görünüyordu. Kimse çıkıp Rangers'in Bursaspor'dan çok daha iyi bir takım olduğunu savunamaz. Yapılmak istenilenler bir araya gelmediği zaman sonuca gitmek imkansız hale geliyor. İki maçta sıfır puan kötü bitecek bir sonun habercisi sanki. Umarım kötü başlangıçlar güzel sonla biter.

R.KAZAN 1 - 1 BARCELONA / CÜNEYT ÇAKIR

Yıllardır Ruslara karşı deplasmanda galip gelemeyen Barcelona dün akşam Gökdenizli Rubin Kazan ile bir kez daha berabere kaldı. Oyun aslında Barcelona'nın istediği gibi de başladı. Tanıdık gelen ayağa ve sık paslarla rakip kaleye yaklaşmaya çalışan Katalan ekibi Kazan'ın katı savunmasını aşmayı bir türlü başaramadı. Rubin iki pas yapabilse belki de galip gelecekti. Bir ara Guardiola'nın uzun paslarla çıkın hareketini gördük. Yerden pas yaparak set kurmuş rakip defansı geçmek kolay değildi. Defansın arkasına sarkan uzun paslarla gol aramak durumdan kurtulmak için bir çıkış yolu olabilirdi fakat Ruslar burayı da kapatmıştı. Kontratak peşinde koşan Gökdeniz ve arkadaşları cılız hücum hattı ile Barcelona savunmasının arasında eriyip gittiler. Maçın son anında Martins'in kafası direkten dönerken Guardiola'nın aklından geçenleri tahmin etmek çok güç değildi.

Sahada Gökdeniz'in olmasında daha öte maçı yöneten hakemin Cüneyt Çakır olması daha bir keyifliydi benim için. Bu maça atakdıktan sonra maç saatine kadar herkes kafasında soru işareti ile dolaşıyordu. Acaba korkusu saklanmıyordu bile. Korkulduğu gibi olmadı. Cüneyt Çakır neredeyse hatAsızdı. Verdiği karşılıklı birer penaltı kararı son derece doğruydu. Verdiği kartlar kesinlikle haksız değildi.Türk hakemler için iyi bir gece oldu. Gelecek içinde güzel bir yönetimdi.

29 Eyl 2010

TUTMAYAN AŞI KURUTULMALI

Nedenlerini araştırmak ne denli doğru sonuca götürür bilinmez ama Brezilyalı futbolcularla bir uyum problemi var Galatasaray'ın. Bir kaç isim sayılabilir istenilen verim alma konusunda ama yüzdeye vurunca durum epey vahim.

Galatasaray'ın futbolda en parlak dönemi olan 2000 yılında kadroda bulunan Taffarel ve Capone belki de şu ana kadar en olumlu performansı sağlayan Brezilyalılardı. Öncesi ve sonrasında onlarca isim sayılabilir takımda boşuna yabancı kontenjanını dolduran. Cebine faydasından başka bir faydası olmayan.

Fayda sağlayabilecekler de yok değildi aslında. Yanlış politika ve yabancı futbolculara olan düşmanlık sonunu çabuk hazırladı.

Felipe vardı bi'. Fatih terim benim oyun sistemime uymuyor diye gönderdi. Belki tutabilirdi. Jardel vardı, yediği dayaktan sonra neden dursun ki. Sonra, sonra, Lincoln vardı. Bence kurban edildi.

Sonra Elano geldi. Artık bu olsun dedik. Elano'nun Galatasaray'ı seçmesindeki nedeni artık hepimiz biliyoruz. Dunga'nın milli takımdan ayrılması bana göre Elano'nun performansını etkiledi. Elano da biliyordur şu haliyle milli takıma çağrılmayacağını. Devra arasında takım arkadaşları sahada ısınırken o kulübede tek başına oturmuş Dunga'dan sonra ben ne hale düşerim onun düşüncesindeydi. Şimdi ailevi nedenlerden dolayı ülkesine gitti. Dönünce nasıl bir düşünce yapısıyla döner bilinmez ama ortada tek bir gerçek var; Galatasaray'a gelmiş tüm Brezilyalıları bir kenara koyalım elinde Elano gibi bir futbol zekası varsa ve bu oyuncunun performansı her geçen gün kötüye gidiyorsa ve sistem içinde yer açılamıyorsa bu durumda tek sorumlu Elano'dur diyemeyiz.

Şu sate kadar kazanılmamış bir Elano kazanılabilir mi ? Çok zor. Ama kazanılırsa iki Pino üç Aydın sonsuz Serdar Özkan eder.

13 Eyl 2010

Gökhan Yavuz ve Raşit Ek

Türk Telekom Arena'ın inşaatında iki işçi hayatını kaybetti. Bugün Kanat Atkaya Hürriyet'te bir çağrı yaptı. Devamını getirmek istiyorum.Galatasaray Eğitim Vakfı, hayatını kaybeden iki işçinin çocukları yoksa kardeşlerinin eğitimlerini üstlenmeli. Galatasaray o stadın açılışından elde edeceği geliri kasasına değil bu insanların ailelerine bağışlamalı. Bu konuya bloglarında değinecek, bunun bir kampanya haline gelmesi için çaba gösteren tüm arkadaşlara teşekkürler...
****
Seyrantepe'ye isimlerini verin
Gökhan Yavuz 30 yaşındaydı, Raşit Ek ise 20. Bayram günü öldüler. G.Saray’ın stadı için öldüler. G.Saray’ın boynunun borcudur bu iki işçi kardeşin adlarını yaşatmak.
GÖKHAN Yavuz 30 yaşındaydı. Raşit Ek 20 yaşındaydı.Bir bayram günü, akşam üzeri, Galatasaray’ın Seyrantepe’deki yeni stadı için kanalizasyon kazısı yaparken öldüler. Bayram günü öldüler. Galatasaray’ın stadı için öldüler.
Gökhan ve Raşit, Galatasaray nice bayramlar yaşasın diye, bir bayram günü öldüler. Galatasaray’ın boynunun borcudur bu iki işçi kardeşin adlarını yaşatmak.
Haber ulaştığında içim daraldı, ruhum karardı.
Zayiat olmasınlar
Twitter’a not düştüm “Adları keşke yeni stadın iki kapısına verilse. Gücümüz yeter mi, deneyelim mi?”Galatasaraylısı, Fenerbahçelisi, Beşiktaşlısı, Karşıyakalısı... Takım tutanı tutmayanı “Deneyelim, yanındayız” dedi... Deniz Ülke Arıboğan, Ali Atıf Bir, Bülent Timurlenk, Bener Onar gibi eli medyada kalem tutanı, spor seveni ve sevmeyeni “Yürü” dediler. Gökhan Yavuz ve Raşit Ek bir bayram günü, kanalizasyon kazısı yaparken Galatasaray’ın yeni stadı için öldüler. Büyük inşaatlar için normal kabul edilen zayiat olarak, bir küçük haber haber olarak düşmesinler tarih toprağına.
İsimleri iki kapıya verilsin.
Mutlulukla analım
Mutlulukta, kederde analım iki kardeşimizi. Zor mudur?
Yetki mi gerekir?
İkna mı gerekir?
Kampanya mı gerekir?
Öldü arkadaşlar bir kanalizasyon kazısında; vicdan gerekir. Haydi Galatasaray, yaşat adlarını, üzme bizi...
Raşit 20 yaşındaydı, Gökhan 30...
Bir bayram günü öldüler.
Daha lafa gerek var mı? / KANAT ATKAYA

8 Eyl 2010

TÜRKİYE 3 BELÇİKA 2

Aslında iki farklı değerlendirme yapılması gerekiyor. İlk 45 dakika ve ikinci 45 dakika...

Sahaya çıkan on bir daha çok gol yememeyi hedefleyen bir düşüncenin ürünü bana göre. Bu düşünce Emre ve Aurelio'nun savunmaya daha yakın oynamasına neden oldu. Hücum organizasyonlarını sağlam adımlarla geliştirecek Hamit sağ kanatta kısılıp kalınca yük tamamen sol kantta Arda'ya düştü. İlk yarı itibari ile neredeyse tüm hücum organizasyonları Arda'nın bulunduğu kanttan yapılmaya çalışıldı. Yıllardır biliriz ki Tuncay tam bir santrfor değil. Tek başına son adam olmak Tuncay'ın futbol mantalitesinde yok zaten. O şavaşçı kimliğinden ödün vermeyen, araya koşular yapıp sürpriz çıkışlarla gol koklayan daha çok forvet arkası bir oyuncu. Topu sürekli orta alan defans arasında çevirdik durduk. Topun daha çok bizde kalması, bu hücüm organizasyonu olmayan kısır top çevirmelerden kaynaklandı. Oyunda kaldığı sürece Selçuk İnan'ın pek katkı sağladığını söyleyemeyiz. Hani bu yarı itibari ile Belçika'nın bir atağı var mı dersek ona da var diyemeyiz. En büyük sorunlarımızdan biri olan yan top yine gol yememize neden oldu. Servet'in rakibini kaçırması Onur'un hatalı çıkışı golü yememizde ki önemli iki etkendi.

Eksik olanı herkes görebiliyordu. Orta sahanın hücuma olan katkısını arttırmamız şarttı. Gördük ki Selçuk'un oyundan alınması ve yerine Semih'in girmesi tüm her şeyi baştan yazdı. Semih en uçta hemen arkasında Tuncay sistemin dişlilerini daha hızlı çevirmesini sağladı. Bu durumda Emre ve Hamit'in hücuma olan katkısı daha da arttı. Hiddink'in, yanlış demiyelim ama hatadan dönmesi biraz geç olsada güzel bir galibiyet aldık.

Ntvspor'da bir yorumcu büyüğümüz şunu dedi;''Belçika bizim rakibimiz olamaz. Bizim rakibimiz Almanya''.
Kesinlikle buna katılmıyorum. Bizim rakibimiz Belçika. Şundan söylüyorum; Belçika Milli takımında oynayan futbolcuların bir çoğu üst düzey liglerin önemli kulüplerinde futbol oynuyor. Ortada yükselişte olan bir Belçika futbolu var. Bakın bizim futbolcularımız üst düzey liglerde oynayamaz demiyorum. Şu anda oynamıyorlar. Sabri kendi kulübünde oynamadan Milli takımda oynadı, Aurelio aynı şekilde,Tuncay aynı,Hamit,Semih...bu isimleri çoğaltabiliriz. Bu oyunculardan bir çoğu direkt olarak kendi takımlarında oynamıyorlar. Ben bundan bahsediyorum. Belçika'yı küçük görmek hatanın en büyüğü olur.

3-2 güzel bir skor gibi görünüyor. Evet öyle. 0-1 geri düşmüşsün, rakip takımda Fellani, Hazard, Kompany, Dembele gibi son derece tehlikeli oyuncular varken ve gol atacak bir organizasyon içinde bulunamazken bu sonucu beklemiyordum. Semih'in oyuna girmesi ne denli değiştirmişse oyunu rakibin 10 kişi kalması da o denli oyunun gidişini etkilemiştir.

Son olarak, iki galibiyetle başlamak çok güzel. Umarım devamı gelir.

Bitirmeden maçın adamını da seçelim. İlk yarı Arda Turan, maç sonu Hamit Altıntop.

3 Eyl 2010

BİZ BİR AİLEYİZ

Rijkaard - Kewell - Elano - Neıll.

MİLAN BAROS

INSUA'YA DOKUNMAK YASAK

HARRY KEWELL

'' KIL OLDUM ABİİİ ! ''


Dün akşam % 100 futbol programında Başkan Adnan Polat konuk oldu. Günlerdir bu günü ve saati bekliyordum. Galatasaray'ın içinde yaşanan olaylara açıklık getirecek, medyada dönen yalan haberlerin doğrusunu söyleyecek ve bu sayede tüm spor medyası aydınlatılmış olacaktı.

Hani, güzel de başladı. Projeler falan... Derken Rıdvan Dilmen yavaş yavaş amacını açığa çıkarmaya başladı. Hem Başkana sorular soruyor, hem de verdiği cevaplara inanılmaz bir tavır takınıyor. Program ilerledikçe Adnan Polat'ı bir kurbanmış gibi görmeye başladım. Olay buraya doğru gidiyordu. Çok daha güzel sorular sorulması gerekirken;

*Kamuoyun araştırmaları gösteriyor ki Türkiye'de en fazla taraftarı olan takım Galatasaray dedi başkan. Ardından Rıdvan Dilmen hemen araya girdi ve '' o tartışılır'' dedi.

*Güntekin Onay kötü başlangıcın ve Avrupa kupalarından elenmeyi neye bağlıyorsunuz dedi.Bir çok faktör bir araya geliyor ve bir anda işler iyi gitmemeye başlıyor ve bu sonuçları alabiliyorsunuz. Bu faktörlerin arasında şans faktörünü de göz ardı etmemeliyiz dedi başkan. Ardından Rıdvan Dilmen ''futbolda şans yoktur'' diye bir cevap veriyor.

*Türkiye'ye gelmiş, cv'si güzel olan futbolcuları saydı Rıdvan Dilmen. Bunun üzerine Misimovic'i nasıl buluyorsun Rıdvan dedi Adnan Polat. ''Bunların çok altında'' dedi. b Sonrasından Misimovic'in geçen yıl neler yaptığını anlatmaya çalışan Adnan Polat'ın sözlerini bitirmesine izin vermeden başka konulara geçmeye çalıştı.

*Olmadık bir anda gereksiz bir şekilde Beşiktaş'ı sordu ki bunu hiç anlamış değilim.

Hepsini bir kenara bırakalım diyemiyorum. Zoruma gitti dün yaşananlar. Üzüldüm. Programa konuk olan Türkiye'nin en büyük futbol kulüplerinden birinin başkanı.

Umarım Rıdvan Dilmen bir gün o programda ŞANS kelimesini kullanır ve tüm Türkiye buna tanıklık eder.

1 Eyl 2010

4-3-3 TARİH Mİ OLUYOR ?


Bu günden itibaren Galatasaray'da bir çok şey değişecek. Değişmeyeceğini düşünenler var saygı duyuyorum.

Tarihinin en kötü başlangıçlarından birisini yaptı. Daha ilk basamaklarda Avrupa kupalarına veda etti.Büyük hedefleri olan kulüpler için bu durum kazanın kaynaması için altına daha çok odun atılmasına neden olurdu, oldu da. Kazanda suyun çok olmaması dışarıya taşmasına engel olmuştu. Dün itibari ile kazanın içindeki suya ilaveler yapıldı. Tatlandırıcılar ilave edildi. Tuz ve şeker.

Katılmadığım bir konudan devam etmek istiyorum. Süper Ligi bir kenara bırakalım. Halen dillerde dolanan bir söylem var. Bu transferler Avrupa kupasından elenmeden önce neden yapılmadı ? Bu söylem Galatasaray'a haksızlık etmektir. Neden ? Galatasaray'ın mevcut kadrosu Lviv'i rahatlıkla eleyecek bir güçte. Basit bireysel hatalar ve son maçtaki panik bizi kupanın dışına itti. Bunu artık kabul edin. Avrupa kupasından elenmenin transferle uzaktan yakından bir alakası yok. Tabi ki transferlerin geç kaldığı bir gerçek. Bu tamamen maddi durumdan ve daha ötesi yönetimin yetersizliğinden kaynaklı. Artık Avrupa kupası da geride kaldı süper ligde alınan iki mağlubiyette. Geçmişe sünger çekmek kolay değil ama geçmişle yaşamak hiç kolay değil.

Dün mevcut kadroya Misimovic ve Insua katıldı. Tamam sorunlar bitti demiyoruz. Galatasaray'da sorun hiç bitmez.

Galatasaray'ın 4-3-3 sisteminde ideal on birine bir bakalım şimdi. Ufuk,Sabri,Neıll,Servet,Hakan Balta,Ayhan,Mustafa Sarp,Barış,Arda,Baroş,Kewell.

Sezon başında Cana,Pino,Ali Turan,Serdar Özkan,Mehmet Battal,Musa Çağıran vs. gibi oyuncular kadroya dahil edildi. Mehmet Topal gitti yerine Cana alındı. Keita gitti yerine Pino ve Serdar Özkan alındı. Cana, bir Mehmet Topal olabilir mi ? Pino ve Serdar Özkan, bir Keita olabilir mi ? Tüm bunların üzerine Kewell ile neredeyse anlaşma yapılmayacaktı. Musa'nın sakatlanması. Üzerine Pino ve Cana'nın sakatlanması. Yeni transferler sakat mı diye düşünürken Sabri sakatlandı,son olarak Kewell ve Mehmet Battal sakatlandı. Olaylar bu şekilde devam ederken işlemeyen 4-3-3 sistemi tamamen çaresiz kalmıştı. Oyuncuların alternatiflerinin olmaması felaketlerin habercisiydi. Sonuç; lige iki mağlubiyetle başladık ardından Avrupa kupalarından elendik ve eskişehir galibiyetiyle biraz gülümsedik.

Avrupa kupasından elenmek beceriksizlikten başka bir şey değildi.Artık herkesimden aynı ses çıkıyordu. Transfer şart. Neden bekleniliyor. Maddi kaynak sıkıntısı çeken yönetim dünya kupasında harika bir performans sergilemiş Elano'yu satma girişimlerinde bulunuyor fakat istediği rakamları veren bir kulüp çıkmıyordu. Bu kadro sıkıntısında Elano'nun satılması düşüncesi bile taraftarı ürkütüyordu. Maçı izleyen her göz görüyordu Galatasaray orta sahasının Ayhan,Sarp,Mustafa üçlüsüne, kalesinin Aykut ve Ufuk'a emanet edilmeyeceğini. Bunu Rijkaard ve yönetim de görüyordu. Tüm temaslar boşa çıkmıştı. Başvurulan oyuncunun ücreti Galatasaray'ın bütçesine uymuyordu. Yönetimden gelen açıklamalar hiç değişmiyordu.''Transfer sezonu kapanmadan iki yada üç oyuncu daha alacağız''. Beklenen haberler nihayet dün geldi. Müthiş bir pasör ve savunmacı takıma katıldı.

Rijkaard geldiği günden bu yana 4-3-3 sisteminde oynattı takımı. Misimovic'in gelişi ile bu sistemden vazgeçmesi gerekecek gibi. İnsan düşünmeden de edemiyor tabi. Rijkaard misimovic transferini ne kadar istedi. Kararlı olduğu siteme devam edecekse Misimovic bu sistemin neresinde kendine yer bulabilecek ? bu da ayrı bir soru işareti. Misimovic, kendisinin de söylediği gibi forvet arkasından ikinci bir forvetmiş gibi oynayan ve bu sayede performansını üst seviyede tuta bilen bir oyuncu. Rijkaard'ın tabi ki sistemine saygı duymak zorundayız. Misimovic'den istenilen verimi alabilmek için onu muhakkak on numara pozisyonunda oynatmak zorundasınız. Bu da direkt olarak 4-2-3-1 sistemini işaret ediyor.

Sistem üzerinde yabancı oyuncularımızın durumuna bakalım. Neill,İnsua,Cana,Pino,Elano,Kewell,Baroş,Misimovic. Neill ve İnsua'nın yeri garanti.Muhtemelen Cana ilk ön libero olacak. Ona da garanti diyelim. Baroş ve Misimovic garanti. Beş yabancımız oldu. Altıncı muhtemelen Elano olacaktır. Görüldüğü gibi hücum yönümüz yine kuvvetli. Pino var elde. Daha hiçbir şey anlayamadık. Genç bir yetenek oyması gerekiyor. Kewell gördük ki o olmadan olmuyor.Skibbe dönemi aklıma geldi. Çok gol atar çok gol yerdik. Yine oraya doğru gidiyor gibiyiz. İnsua'nın gelişi sol beke bir çözüm evet ama sıkıntı stoperlerde. Servetin yıldızı bir türlü barışmadı Rijkaardla. Rejkaard Servetin yerinde Baltayıda deneyebilir. Sağ bek Sabri'den sonra çöktü. Ali Turan oranın oyuncusu olmadığını gösterdi. Ama ben diyorum ki Ali Turan Galatasaray'ın oyuncusu olabilir mi ?

Tüm mevkileri değerlendirdik. Son olarak ideal on birimi yazayım ve bitirelim. 4-2-3-1

--------------------UFUK--------------------

---SABRİ---NEİLL---H.BALTA---İNSUA----

------------CANA----M.SARP----------------

----ELANO----MİSİMOVİC-----ARDA------

-----------------BAROŞ----------------------

ZVJEZDAN MİSİMOVİC

EMİLİANO INSUA

SON DAKİKA TRANSFERLERİ

01.09.2010 tarihli transferler;

Romaric - Sevilla - Zaragoza
David Rozenhal - Hamburg - Lille
Osvoldo - Bologna - Espanyol
Drenthe - R.Madrid - Hercules
Mehmet Yozgatlı - Gaziantepspor - Gençlerbirliği

31.08.2010

Kaledze - Milan - Genoa
Dı Santo - Chelsea - Wigan
Uğur İnceman - Beşiktaş - Antalyaspor
Gudjohnsen - Monaco - Stoke City
Yobo - Everton - Fenerbahçe
Borıello - Milan - Roma
Gyan - Rennes - Sunderland
Robınho - M.City - Milan
Hleb - Brcelona - Birmingham
Konchesky - Fulham - Liverpool
Candreva - Udinese - Parma
Daprela - West Ham - Brescia

Kanfory Sylla - İBB - Konyaspor
Landzaat - Feyenoord - Twente
Camoranesı - Juventus - Stuttgart
Misimovic - Wolfsburg - Galatasaray
Insua - Liverpool - Galatasaray
Huntelar - Milan - Schalke
Jurado - A.Madrid - Schalke
Serkan Kırıntılı - Ankaragücü - Fenerbahçe

Not: Bu gün içinde biten transfer olursa listeye eklenecektir.
Not 2: Atladığımız transferler olabilir.